Dünya ekonomisi, Çin eksenli ucuz üretime yönelen bir ekonomiye, “minimum maliyet maksimum kâr” anlayışının dünyada hâkim olmasına katkıda bulunmuştur. Korona virüsün Çin’den ortaya çıkıp dünyaya yayılması 21. Yüzyıla hâkim olan bu yaklaşımın ne denli yanlış olduğunun bir kanıtı olarak görülebilir. Oysa sağlıklı bir yaşam yeterince kaynakların varlığına bağlıdır. Ancak bu kaynakların elde edilmesi uğruna, doğanın tahrip edilmesi, çözüm yerine yeni sorunları beraberinde getirmektedir. Hâlbuki sağlık, bilgiden ve ekonomiden daha önemlidir. Doğayı ve insan sağlığını tahrip eden teknolojik gelişmeler refah yerine kalitesiz ve sağlıksız bir yaşam biçimini meydana getirmektedir.

İnsanlar şimdiye kadar ortaya çıkan salgın hastalıkları yenmeyi başarmıştır. Korona virüsüne karşı yürütülen savaşta insanlar teknolojik imkânlara ve çeşitli ilaçlara sahiptir. Ancak virüsler her türlü şart altında üreme ve yayılma açısından doğa tarafından en akılı teknolojiden daha ileri derece donatılmıştır. Virüslerle uzun vadeli mücadele ancak doğal düzenin devam etmesiyle mümkün olacaktır. Korona virüsüne karşı geliştirilecek aşı veya ilaçlar ancak COVİD 19 açısından geçerli olacaktır. Daha tehlikeli virüsler doğanın dinamik süreci içerisinde yayılma fırsatı bulacaktır. Doğal düzen insan eliyle oldukça fazla tahrip edilmiş, bu sebepten dolayı da doğanın koruyucu gücü zayıflamıştır. Doğal denge bozulduğu için de bu tür virüslerin yayılması daha da kolay hale gelecektir. Mevcut şartlar altında güneşin, temiz havanın, yeterince flora ve faunanın varlığı olmadan bu gezegende sağlıklı bir yaşamdan söz etmek mümkün olmayacaktır.

En nihayetinde korona virüs salgınının, doğanın korunması ve daha adaletli bir yapının inşa edilmesi için tüm insanlık tarafından ciddi bir ön uyarı olarak görülmesi çok önemli bir adımdır. Ülkeler, kurumlar ve bireyler bundan sonra daha çok teknolojik araç ve gereçler kullanarak eğitim, üretim ve sosyal yaşama yer vermeye yöneleceklerdir. Ancak bu tür bir yaklaşım, sorunu çözdüklerine inanmaları yanılgısına yol açacaktır. Böylece daha çok teknoloji, daha çok içe kapanma eğilimi ön plana çıkacaktır. Oysa sorun evde kalmak, evde çalışmak, telekonferans veya interaktif yöntemlerle kendini donatmakla çözülemeyecek kadar ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Bu açıdan doğayla barışık bir yaşam için bilimden sanata, üretimden tüketime kadar her alanda kalıcı çözümler geliştirilmeye başlanılmalıdır. Çevre tahribatına yol açan, doğayı yok eden, hava ve çevre kirliliğine sebebiyet veren, flora ve faunanın dengesini bozan, insanları ve doğada serbest yaşayan hayvanları yerleşim yerlerini terk etmeye zorlayan ve dolaysıyla dünya nüfusunun sağlığını tehlikeye sokacak her türlü askeri, siyasi ve ekonomik faaliyetlerin tamamı barışçıl, sürdürülebilir, çevre dostu hedefler doğrultusunda yeniden şekillenmelidir. Doğayı temel alan kalıcı çözümler, insanlık adına yaşanacak travmatik hayatların önüne geçecektir.

Azınlık hakları, dil, din ve farklı etnik yapılara sahip toplumlara karşı işlenen insanlık suçlarına son verilmelidir. Göç, yoksulluk ve ekonomik eşitsizliklere karşı uluslararası bazda projeler geliştirilmeli, somut çözümler üretilmelidir. Böylece doğa ile barışık bilim ve teknoloji, daha yaşanabilir bir dünyaya katkı sunabilir. Aksi halde salt kâr amaçlı yaklaşımlar yüzünden insanlık, korona virüs, biyolojik, kimyasal ve öldürme gücü yüksek ileri teknoloji silahlar gibi nedenlerden dolayı daha vahim olaylarla karşı karşıya kalabilir.